Pazartesi - Cuma 08:30 — 19:00

Alacak Davaları

Alacak Davaları: Alacağın İspatı, Zamanaşımı ve Hukuki Sürecin Temel Esasları

Alacak ilişkileri günlük hayatın ve ticari faaliyetlerin önemli bir bölümünü oluşturur. Bir satış sözleşmesinden, hizmet ilişkisinden, borç verilmesinden, kira ilişkisinden veya farklı bir sözleşmeden kaynaklanan ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde alacağın tahsiline ilişkin hukuki yollar gündeme gelebilir.

“Alacak davası” tek bir dava türünü ifade etmekten çok, farklı hukuki ilişkilerden kaynaklanan para veya diğer edim taleplerini kapsayan genel bir kavramdır. Bu nedenle hangi mahkemenin görevli olduğu, arabuluculuk gerekip gerekmediği, zamanaşımı süresi ve hangi delillerin kullanılabileceği alacağın kaynağına göre değişebilir.

Alacağın doğmuş ve talep edilebilir olması

Bir kişinin başka bir kişiden alacak talebinde bulunabilmesi için öncelikle hukuken geçerli bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. Bu ilişki yazılı bir sözleşmeden kaynaklanabileceği gibi bazı durumlarda sözlü bir anlaşmaya, haksız fiile veya sebepsiz zenginleşmeye de dayanabilir.

Bunun yanında borcun muaccel hale gelmesi, yani ödeme zamanının gelmiş olması önemlidir.

Türk Borçlar Kanunu kapsamında muaccel bir borcun borçlusu kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Bununla birlikte borcun ödeneceği gün taraflarca önceden belirlenmişse bazı durumlarda ayrıca ihtara gerek kalmaksızın bu tarihin geçmesiyle temerrüt gerçekleşebilir.

Temerrüt tarihi, özellikle faiz ve gecikmenin doğurduğu diğer sonuçların belirlenmesi bakımından önem taşıyabilir.

Alacak nasıl ispat edilir?

Alacak uyuşmazlıklarında en önemli konulardan biri ispat meselesidir. Bir ödemenin yapılmadığını ileri sürmek tek başına her zaman yeterli değildir; alacağın hangi hukuki ilişkiden kaynaklandığının ve miktarının ortaya konulması gerekir.

Sözleşmeler, faturalar, banka transferleri, teslim belgeleri, cari hesap kayıtları, makbuzlar, e-postalar, hukuka uygun şekilde elde edilen elektronik yazışmalar ve ticari defterler uyuşmazlığın niteliğine göre delil olarak önem taşıyabilir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki senetle ispat ve delil kuralları nedeniyle özellikle yüksek tutarlı hukuki işlemlerde yazılı belgelerin önemi artmaktadır.

Borçlu tarafından yapılan kısmi ödeme, borcun kabul edildiğini gösteren yazılı bir açıklama veya taraflar arasındaki hesap mutabakatı da somut olay bakımından değerlendirilebilecek hususlardandır.

Dava mı, icra takibi mi?

Para alacağının tahsili için her zaman önce alacak davası açılması zorunlu değildir. Uyuşmazlığın özelliklerine göre doğrudan icra takibi başlatılması da mümkün olabilir.

İlamsız icra takibinde borçlu ödeme emrine süresi içerisinde itiraz ettiğinde takip durabilir. Bu aşamadan sonra alacağın niteliğine ve eldeki belgelere bağlı olarak itirazın kaldırılması, itirazın iptali veya farklı hukuki yollar gündeme gelebilir.

Doğrudan alacak davası açılması halinde ise mahkeme, tarafların iddia ve savunmalarını ve sundukları delilleri değerlendirerek alacağın bulunup bulunmadığı konusunda karar verir.

Hangi yolun uygulanacağı alacağın dayanağı, mevcut belgeler ve uyuşmazlığın niteliğine bağlıdır.

Arabuluculuk her alacak davasında zorunlu mudur?

Hayır. Arabuluculuk zorunluluğu, alacağın hangi hukuki ilişkiden kaynaklandığına göre belirlenir.

Örneğin ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat talepleri ile itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı olabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi bu konuda özel düzenleme içermektedir.

Tüketici uyuşmazlıklarında da kanunda sayılan istisnalar dışında tüketici mahkemesinde dava açılmadan önce arabuluculuk şartı bulunmaktadır. İşçilik alacaklarında ise İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında ayrıca zorunlu arabuluculuk düzenlenmiştir.

Bu nedenle yalnızca “alacak var” denilerek izlenecek usul belirlenemez; hukuki ilişkinin türünün tespit edilmesi gerekir.

Alacaklarda zamanaşımı

Zamanaşımı süresi de alacağın niteliğine göre değişir. Türk Borçlar Kanunu’nun genel düzenlemesine göre, kanunda aksi öngörülmedikçe alacaklar on yıllık zamanaşımına tabidir.

Bununla birlikte kira bedelleri, anapara faizleri, bazı dönemsel edimler, vekâlet ve bazı eser sözleşmesi alacakları gibi kanunda özel olarak sayılan taleplerde beş yıllık zamanaşımı uygulanabilmektedir.

Ayrıca başka kanunlarda çok daha kısa veya farklı sürelerin düzenlenmiş olması mümkündür. Dolayısıyla zamanaşımı hesabı yapılırken yalnızca Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmüne bakılması yeterli olmayabilir.

Alacak uyuşmazlıklarında tarafların hukuki ilişkisinin doğru nitelendirilmesi; görevli mahkeme, arabuluculuk, faiz, zamanaşımı ve ispat kuralları bakımından doğrudan sonuç doğurur.

Bilgilendirme Notu: Bu metin alacak uyuşmazlıklarına ilişkin genel bilgiler içermektedir. Uygulanacak süreler ve hukuki yollar alacağın kaynağına göre değişebilir.